En Güzel Şarkı

Ercüment Akdeniz

Suriyeli mültecilerin yaşadıklarını her fırsatta dile getiren ve seslerine ses olmaya devam eden gazeteci, yazar Ercüment Akdeniz, Mülteci İşçiler ve Sığınamayanlar adlı iki kitabının ardından bu kez bir göç romanıyla karşımızda.

 14,00

Kitap Detayları

Sayfa Sayısı

176 Sayfa

Kapak Tasarımı

220 gr. Kuşe

Cilt Tipi

Karton Kapak

Ebat

13,5×19,5

Basım

2. Basım (2018)

ISBN

9786052283257

Yazar Hakkında

Ercüment Akdeniz

Ercüment Akdeniz

1972 yılında doğdu. Günlük Evrensel gazetesinde köşe yazarı, haber müdürü. Fişekçi Enstitüsü Çocuğun İnsan Hakları Ödülü'ne layık görüldü (2019). Halkevleri Hakikatin Peşinde Koşanlar Ödülü'nü aldı (2020). Uzun yıllar mülteciler üzerine saha çalışmaları yaptı, haber ve makaleleri gazete ve dergilerde yayınlandı. Yurt içi ve yurt dışında düzenlenen konferanslarda mültecileri anlattı. 2014 yılında "Suriye Savaşının Gölgesinde: Mülteci İşçiler" ve 2016 yılında "Ölüm Koridorundan Mülteci Pazarlığına: Sığınamayanlar" isimli kitapları yayımlandı.

Suriyeli mültecilerin yaşadıklarını her fırsatta dile getiren ve seslerine ses olmaya devam eden gazeteci, yazar Ercüment Akdeniz, Mülteci İşçiler ve Sığınamayanlar adlı iki kitabının ardından bu kez bir göç romanıyla karşımızda. En Güzel Şarkı her gün yanımızdan geçen ve görmezden gelinen kâğıt toplayıcılarıyla, metrobüste mendil satan çocuklarla, izbe atölyelerde ter döken işçilerle, savaşın yükünü bir başına omuzlayan kadınlarla buluşturacak sizleri. Halep’te güneş bir başka doğar, bir başka ısıtırdı insanın içini… Süt beyazı şehrin ağaçlarında çiçekler açar, damlarının üstü asma yapraklarıyla kaplanırdı. Çocuklar sokaklarında kuşların dansından rol çalar, cıvıl cıvıl oynarlardı. Refik, Halid, Kerime ve diğerleri… Kimse bilemezdi… Bir gün doğup büyüdükleri bu topraklarda yaşayamaz hale geleceklerini kimse bilemezdi… Uzaklardan, çok uzaklardan belli belirsiz bomba sesleri yükseliyor ama iç savaşın ayak seslerini kimse duymuyordu. Ta ki kendilerini Türkiye sınırında buluncaya dek… Sonrası: İç savaş insanlar, hayvanlar, ağaçlar kadar nauraları da vurdu. Su çarklarının gıcırtısı durdu, türküler sustu, söylenceler anlatılmaz oldu. Kaideler çarksız kaldı, çarklar milsiz. Su küstü, kemerlerin dili damağına yapıştı. Börtü böcekler uçtu, son kuşlar kaçtı. Sınırın öte tarafında hiç bilmedikleri topraklar, hiç tanımadıkları yüzler, atölyeler, fabrikalar, atık kâğıt dolu sokaklar… Ya bu sokaklarda kaybolup gideceklerdi ya da mutlu bir hayat filizlenecekti kavgalarının ufuklarından… “Başka bir şey istemem! Çocuklarımla çadırda da yaşarım. Yeter ki savaş bitsin!

En Güzel Şarkı Kitabımızdan Bir Bölüm Okumak İçin

 

MÜLTECİ İŞÇİLER

Suriyeli mültecileri hedef alan linç olayları, memleketi sosyal depremlerle sarsan kırılmış bir fay hattına işaret ediyor. Mültecilerin evleri yakılırken atılan “Ne mutlu Türküm diyene” sloganı örneğin; Almanya’da Türkiyeli işçilerin evleri yakılırken atılan “Turken Raus (Türkler Dışarı)” sloganına ne kadar da benziyor…
Elinizdeki kitap, onların yani ırkçı saldırıların hedefindeki mültecilerin hayat hikâyelerini anlatıyor. Can pazarının yaşandığı sınır boylarından kendilerini Türkiye’ye zor bela atmış ve Türkiye hükümeti tarafından çeşitli sözler verilerek gelişleri teşvik edilmiş mültecilerin hayat hikâyelerini dinlemek pek de kolay olmadı doğrusu. Bu trajediyi ve Suriye’den Türkiye’ye kadar uzanan hayat hikâyeleri boyunca yaşanan çelişkileri en iyi ve en cesur anlatanlar yine mülteci proleterlerdi. Kitap, aynı zamanda, ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı Türkiyeli işçi ve emekçilere; “sınıf kardeşliği”ni temel alan enternasyonalist bir mücadele perspektifi öneriyor.
Şimdi…
Uzak diyarlardan, bir kırım yangınından kaçıp sınırlar aşarak Türkiye’ye gelen Afgan çocuk işçilerini dinlemeye hazır mısınız?
Omar, Cuma, Awad, Hassan, Kadriye, Muna ve diğerleri… Suriye savaşının gölgesinde evsiz, ekmeksiz ve vatansız bırakılmış mülteci işçilerle tanışmaya var mısınız?

Mülteci İşçiler Kitabımızın Tamamını Okumak İçin

 

SIĞINAMAYANLAR

İç savaşın yurtlarından ettiği Suriyeli mültecilerin göç yollarında yaşadıkları uzunca bir zaman görmezden gelindi. Mülteciler, geçiş
ülkelerindeki yerel halkla “karşılaşma”larında çoğu zaman yalnız bırakıldılar. Kamplarda, sokaklarda ve iş yerlerindeki zorluklar, onları Ege ve Akdeniz’in “ileri”sine doğru bir ölüm yolculuğuna mecbur bıraktı. Ve dünya, mültecilerin sessiz çığlığına kulak tıkamaya devam etti. Küçük bir çocuğun bedeninin Bodrum kıyılarında belirdiği o meşum eylül sıcağına kadar. Suriyeli mülteciler, ancak kitlesel olarak Avrupa’nın kapılarına dayandıklarında gündem olabildiler. Peki, Alan Kurdî’nin geride bıraktığı “insani kriz” ile dünya nasıl başa çıkmaya çalıştı? Egemenler, sayısı milyonlarla ifade edilen Suriyeli mülteci nüfusla nasıl bir çıkar oyunuNoynadı? Geri Kabul Anlaşması’nın tarafı Türkiye bu oyunun neresinde durdu? Elinizdeki kitap tüm bu sorulara cevap veriyor. Ercüment Akdeniz, Suriye Savaşının Gölgesinde Mülteci İşçiler’de Suriyelilerin Türkiye’ye girdikleri andan itibaren yaşadığı sömürü ve baskı cenderesini bir gazeteci titizliğiyle anlatmıştı. Şimdi de, ilk kitabın devamı niteliğindeki Sığınamayanlar’da, ölüm koridorlarında yaşanan kıyımın perde arkasında dönen pazarlıkları gözler önüne seriyor.
Ercüment Akdeniz’in, kısaca Sığınamayanlar adını taşıyan bu kitabının Türkiye’de göç ve göçmenler meselesini sınıfsal bir perspektifle ele alması ve verilerini birinci elden alan çalışmalarıyla destekliyor olması bakımından, içinde bulunduğumuz dönemde
bu konuda yapılmış çalışmalar içerisinde son derece önemli bir yere sahip olduğunu düşünüyorum.
                                                                                                                                                              Özgür Müftüoğlu (Önsözden)

 

Sığınamayanlar Kitabımızın Tamamını Okumak İçin

 

 

 

 

 

En Güzel Şarkı Kitabımıza göz atın

Download

Mülteci İşçiler Kitabımızın Tamamını Okumak İçin

Download

Sığınamayanlar Kitabımızın Tamamını Okumak İçin

Download